Elimde haritayla Budapeste'nin enteresan yerlerini kesfe ciktim. Defalarca kaybolup yolumu hep Tuna Nehri sayesinde buldum. Susuzluktan oldugum anlarda "no gas" demeden aldigim sular/sodalar yuzunden midemi deldim. Oralarin McDonalds ortamlarinda mayonez, ketcap bile ekstra parayla satildigini gorup "Dunun komunistleri ne cabuk adam oldunuz ulan!" diye sinirlendim. Fakat en ucuz yemek orada oldugu icin kos kos donup karnimi doyurdum. Butun aramalarima ragmen Guinness satan bir pub bulamadim. Dreher marka garip bir siyah birayla yetinmek zorunda kaldim. Girdigim pub ortamindaki tek yabancı bendim... 50 Macar'in arasinda kendimi cok garip hissettim. Bu yalnizlik hissini domuz jambonlu bir pizzayla bastirmaya calistim. Bu tarz hareketlerim sonucunda sanirim tipim Macarlasti, yolda 3 ayri kisi beni cevirip Macarca bir seyler anlatmaya basladi. Kosarak uzaklastim...
Viyana'da Hundertwasserhaus adli bir zimbirtinin onunda "Vay anasini!" diye durakladim. Cevredeki Turk insanlarin saskin ve tacizkar bakislari altinda gayet domuzdan yapilmis bir hotdog goturdum. Fakat isirdikca icinden petrol kuyusu misali yag fiskiran bu igrenc maddeyi cope atip hardalli ekmegi yemeye devam ettim. Gereksiz insanlar olan Avusturya hanedaninin saraylarina fazla hurmet etmeyip cevrede kafama uygun bir bar aramaya basladim. Oralarin meshur biralarindan oldugu soylenen Ottakringer ile sicak dostluklar kurdum. Durzu isadamlari gibi puromu yakip geleni geceni izledim.Ertesi gun Stephansdom adli ruh hastasi bir katedralin onunde ruhumu teslim ettim. Az ilerideki Aziz Peter Kilisesi'ne girip "Bu ne guzel bir kilise agalar. Vaftiz olmak istiyorum!" diye haykirdim. Lahmacun boyutunda schnitzeller yedim. Benden daha guzel Turkce konusan bir Avusturyali karisinda insanligimdan utandim. Bir sigara yakip sokagin ortasinda, yaklasik 500 kisinin onunde trafik isiginin altina iseyen adami izledim. Aradigim metro istasyonunu bulamayip 1 saat ortalikta dolandım. Tam o sirada nefis Irish Pub ortamlari buldum. Sizdim...
Prag'i ilk bakista cok begenmedim. Fakat Kale'ye cikip ortaliga biraz bakinca bu masal sehrine isinmaya basladim. Aziz Vitus hazretlerinin katedraline asik oldum. Astrolojik Saat onunde saf turistler gibi dikilip havarilerin gecisini izledim. Batan gunesin Tyn Katedrali'ne ansimasi karisinda kor oldum. Gece Vlvata Nehri turuna katilip bol miktarda birayla Prag'in gece guzelliklerini izledim. Ertesi gun arkadasim Lucie ile bulutsum. Bana cevreyi gostermeye calisti ama ben zaten hepsini gormus oldugum icin cabalamaktan vazgecti. Metroya binip Zizkov tarafindaki Olsany Yahudi Mezarligi'na gittik. Kisa bir yuruyusten sonra Kafka'nin mezari basinda 2 fatiha okuduk. Tramvayla geri donerken guzel bir Irish Pub bulduk ve bol miktarda Guinness icme sansi yakaladim. Lucie "Ben artik inceden gideyim..." seklinde bir tavir takininca bir macera yasanmayacagini anlayip kaderime isyan ettim. 23 numarali tramvayla otele dondum. Oralarin meshur birasi Pilsner Urquell ile manastirin kenarina tuneyip uzuntumu bastirmaya calistim. Ertesi gun Terezin Nazi toplama kampini ziyaret ettim. Hic bir uzuntu duymadan gezdigim bu mekandan ayrilip sehir merkezine dondum. Oraya kostum, buraya kostum...
Ve ucagim Adnan Menderes'e indi. O guzel, o muazzam memleketlerden sonra beni Gaziemir tarafinin yerin dibine batasica igrenc, okuz binalari karsiladi. Macaristan ve Cek Cumhuriyeti'nin komunizm zamaninda yapilan sosyal konutlari bile bu sacma sapan apartmanlardan cok daha estetikti. Hemen o igrenc sarkiyi mirildanmaya basladim: "Allah belanii versin, Allah belanii versiiin..................."









--
sevgiyle kalın.
*junest
--
If you can read this, that means you're not blind & can click here & go to My Gallery!!
---
Member of: ~TerraPro, *TerraSpace, =macrophoto, ~inner-space, *Nature-Club, =turkiye
kardeşim benim
sapıtamıyoz yollar ayrıldı belki
net kopmamızı engeller böyle
ot oldum ankarada.. neyse sewindim seni burda gördüğüm için.
başarılar
Previous Page1234Next Page